Yağmur Suyunda Radyasyon Ölçümü

(Yazan: Araş. Gör. Dr. Özgür Uğraş Akgün, “Yağmur Suyunda Radyasyon Ölçümü, İstanbul Üniversitesi Bilim Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:6, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Yıl:2011, ss:42-47)

 

Yazının yer aldığı dergiyi okumak için tıklayın:

http://iudergi.istanbul.edu.tr/s6/index.html

 

“Radyasyon Nedir?”

Radyasyon, kararsız durumdaki atom çe­kirdeklerinin daha kararlı duruma geçmele­ri için yayınladıkları alfa (+ yüklü), beta (+ veya – yüklü), nötron (yüksüz) tanecikleri veya X ve gama gibi elektromanyetik dalga şeklinde yayılan ışımadır. Bu özelliğe sahip olan atomlara da radyonüklid veya radyo­izotop denilmektedir. Buna bağlı olarak şunu söyleyebiliriz: Japonya’da meydana gelen nükleer felaketten bize radyasyon gelmez. Ancak orada meydana gelen fe­laketin sonrasında havaya ve suya karışan radyonüklidler ülkemize ulaşırsa bu radyo­nüklidlerden yayınlanan radyasyona maruz kalma ihtimali ortaya çıkabilir.

 

Radyasyon ölçümleri yapmaya ne zaman başladınız?

Devlet Planlama Teşkilatı’nın desteğiy­le gerçekleştirdiğimiz proje kapsamında aldığımız cihazlarla 2003 yılından bu yana düzenli olarak ölçümler yapıyoruz. Arazi­den aldığımız bitki ve toprak örneklerini inceliyoruz. Özellikle 2 bitki çok önemli: kara yosunları ve likenler.

 

Radyasyon ölçüm çalışmalarının önemi nedir?

Japonya’da ve daha önce Çernobil’de meydana gelen kazada çevreye yayılan ya­pay radyonüklidler içerisinde biyolojik sistemlere girme eğiliminde olan radyo­nüklidler ve girme eğiliminde olmayan radyonüklidler var. Biz özellikle biyolojik sistemlere girme eğiliminde olan radyo­nüklidler üzerinde durmaya çalışıyoruz. Bunların dışında bir de doğal radyonüklid­ler var. Bunlar doğanın kendisinde var olan radyonüklidlerdir. Biz biyolojik bakımdan önemli olan doğal ve yapay radyonüklidle­rin miktarlarını ve hangi cinsten olduklarını ölçüp ortaya koymak istiyoruz.

 

Şu anda ülkemizde üretilen ette, süt­te, lahanada, ekmekte ne kadar radyonük­lid olduğunu bilmemiz gerekiyor. Sadece toprakta ve kara yosununda ölçtüğümüz radyonüklidler olarak değil, yediğimiz ek­mekte, içtiğimiz suda ne kadar aktivite ol­duğunu bilmemiz lazım.

 

2003 yılında çalışmalarımıza başlarken ülkemizde nükleer santral olmasa bile sınır­larımız dışından gelen nükleer serpintinin ne kadar büyüklükte olduğunu öğrenmek istiyorduk. Şu an dünyada 440’tan faz­la çalışan nükleer reaktör var. Örneğin Bulgaristan’da 2 büyük nükleer santral var. Rusya, Romanya, Slovakya nükleer reak­törlere sahip. Meteoroloji tahmin raporla­rından hatırlayalım; bize hava akımları de­vamlı olarak batıdan gelir. Bunları dikkate aldığımızda, şu anda ne kadar aktivitenin etkisi altında olduğumuzu bulmaya çalış­manın ne denli önemli olduğu da kendi­liğinden ortaya çıkıyor. Hangi radyonük­lidler, ne kadar var? Yani radyasyon böyle Japonya’dan çıkıp buraya gelmiyor. Radyo­nüklikler geliyor. Radyonüklidlerin çevre­ye yaydığı radyasyondan zarar görüyoruz. Dolayısıyla hangi radyonüklidler geliyor ve ne kadar geliyor? Laboratuvarı, öncelikle bu sorunun cevabını öğrenmek için kurduk.

İkinci önemli konu, ülkemizde nükleer santral kurulduktan sonra bunun güvenli sı­nırlar içinde çalıştığından emin olmamızdır. Bugün ölçtüğümüz değerleri, gelecekte, sant­ral kurulduktan sonra elde edeceğimiz de­ğerlerle karşılaştıracağız. Bunlar çok önemli; bu ölçümleri bugün yapmazsak gelecekte bulacağımız değerleri kıyaslayabileceğimiz değerleri elde edemeyiz. Nükleer santraller kurulduktan sonra alacağımız değerleri bu­günkü değerlerle karşılaştırdığımızda önemli bir fark görmezsek, diyebiliriz ki evet santral güvenli sınırlar içerisinde çalışıyor.

 

Araştırmalarınızda hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?

Biz, 177 istasyonda 0-5 cm, 5-10 cm, 10- 20 cm ve 20-30 cm derinliklerden toprak örnekleri aldık. Bu derinliklere ait toprak örneklerinde ölçtüğümüz aktiviteyi, daha sonra yine aynı istasyonlardan ve aynı derin­liklerden aldığımız örneklerde ölçtüğümüz aktivite değerleri ile karşılaştıracağız. Baka­lım bir üst kalınlıkta bulduğumuz aktivite alt kalınlıklara hangi hızla iniyor? Yani aktivi­tenin toprakta düşey hareketinin hızını ölç­meye çalışıyoruz. Tabii bu her toprak çeşidi için farklılık gösterecektir. Killi topraklarda farklı, kumlu toprakta farklı olacaktır.

 

Çalışmalarınıza destek veren kuruluşlar var mı?

İlk başlangıçtaki projemize Devlet Plan­lama Teşkilatı’ndan destek aldık. İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Birimi de bu konuda bizim büyük destekçimiz oldu. Bugüne kadar BAP’tan bu konu ile ilgili olarak 3 araştırma proje­mize destek aldık.

 

Japonya’da yaşanan felaket sonrasında radyasyon oranında artış var mı?

Marmara Bölgesi’nde 177 istasyonda 2003-2004 yıllarında ölçümler yaptık. O yıllarda 4 kişilik bir ekiple çalıştık. 2003 yılından beri İstanbul bölgesinde gerçek­leştirdiğimiz sayımlarda herhangi bir artış görmedik. Son olarak 28. 03. 2011 ve 05. 04. 2011 tarihlerinde aldığımız örneklerin sonuçlarını değerlendirdik. Japonya’daki olayın ortaya çıkışıyla birlikte topladığımız yağmur sularında ölçtüğümüz aktivitenin değeri de zemin radyasyon değeri içinde. Bir başka deyişle Japonya’daki radyonük­lidler Türkiye’ye ulaşmadan ölçtüğümüz zemin radyasyonu değerleri üzerine çıkan herhangi bir aktivite görmedik.

 

Zemin radyasyonu nedir?

Zemin radyasyonu (back ground) terimi­ni, “Radyasyon ölçüm cihazlarının, ölçme hücresinde herhangi bir radyoaktif madde olmadan ölçtüğü aktivite miktarıdır.” şek­linde tanımlayabiliriz.

 

2003 yılından bu yana toprakta, liken­lerde, kara yosunlarında aktivite ölçüyoruz. Bu aktivite değerleri toprak örneklerimizde ortalama 30 Becquerel/Kg kadar. Peki biz toprakta bulduğumuz radyoaktiviteyi ne­den suda bulamıyoruz? Çünkü hava ve su radyonüklidlerin taşınmasını sağlıyor, buna karşın toprak ve üzerindeki bazı canlılar (kara yosunları ve likenler) ise bu radyo­nüklidleri biriktiriyor. Yani biz bir anor­mallik var mı yok mu dediğimiz zaman, hemen kara yosunu toplamaya gidiyoruz.

BAP’tan aldığımız yeni proje ile Akdeniz’de, Ege’de, Marmara’da ve Karadeniz’de midyeleri kullanarak radyo­aktivite ölçümü yapmayı da düşünüyoruz.

 

PROF. DR. YAVUZ ÇOTUK

1946 yılında İzmit’te doğdu. Lisans eğitimini 1970 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji-Jeoloji Bölümü’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Radyobiyoloji Kürsüsü bünyesinde hazırladığı “Spodoptera littoralis Bois. Populasyonunun Kontrol Altına Alınmasında, Radyasyonla Kısırlaştırılmış Fertlerin Önemi” başlıklı tez çalışmasıyla 1978 yılında “doktor”; “Protophormia terraenovae’nin Malpighi Sekresyonu (in vitro) Üzerine Farklı Diyetin Etkisi” başlıklı tez çalışmasıyla 1986 yılında “doçent” unvanını aldı. 1993 yılında İÜ Fen Fakültesi Genel Biyoloji Ana Bilim Dalı’nda “profesör” kadrosuna atandı. İÜ Fen Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Halen Biyoloji Bölümü Genel Biyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Yavuz Çotuk, üniversite dışından destekli 2, İÜ BAP Birimi tarafından desteklenen 5 araştırma projesi yürüterek sonuçlandırmıştır. 21 bilimsel makalesi ve 24 bilimsel tebliği bulunmaktadır.

 

Ekibinizde çalışanlar kimler?

Ekibimizde benim dışımda Araş. Gör. Dr. Murat Belivermiş, Araş. Gör. Dr. Ön­der Kılıç, Dr. Sayhan Topçuoğlu, yüksek lisans öğrencilerimiz Gülşah Kalaycı, Di­dem Peştreli ve Narin Sezer çalışmaktadır.

 

Bu ölçümler, dünyada ve Türkiye’de başka kuruluşlar tarafından da yapılıyor mu?

Tabii biz bu konuda yalnız değiliz. Atom Enerjisi Kurumu’nun Türkiye genelinde, sınır noktalarımızda yüzden fazla dedektö­rü sürekli ölçüm yapıyor. Elde ettikleri so­nuçlar devamlı olarak Ankara’ya iletiliyor.

 

Aynı zamanda İstanbul’da, Atom Enerji­si Kurumu’nun bir araştırma merkezi bulu­nuyor. Bugüne kadar merkezin çok değerli çalışmaları oldu. Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü de bu alanda faaliyet gösteren önemli bir enstitüdür. Komşumuz Yunanistan’da da bir merkez var.

 

Önemli olan, ekolojik bir çalışmayı sürekli tekrarlamamız. Amerika Birleşik Devletleri’nde bir ekosistemin hangi yönde geliştiğini 150 yıl incelemişler. Bilim böyle bir şey; devamlı olarak ölçmemiz lazım ki değişikliği fark edebilelim.

 

Atom Enerjisi Kurumu’nun, Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki üniversiteleri harekete geçirerek bu üniversitelerin Nükler Fizik ve Biyoloji Bölümleri ile birlikte bu çalışmanın ülke çapında yapılmasını temin etmesinin yararlı olacağına inanıyorum. Atom Enerjisi Kurumu’nun patronluğunda, örnek topla­ma, toplanan örneklerin sayım şartlarının hazırlanması gibi konularda gerekli eğitim verilerek Türkiye’de bu alandaki araştırma metotlarını belli bir standartta kullanabilen nitelikli elemanlar yetiştirilebilir.

 

(Yazan: Araş. Gör. Dr. Özgür Uğraş Akgün, “Yağmur Suyunda Radyasyon Ölçümü, İstanbul Üniversitesi Bilim Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:6, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Yıl:2011, ss:42-47)

 

Yazının yer aldığı dergiyi okumak için tıklayın:

http://iudergi.istanbul.edu.tr/s6/index.html

12/10/2011
3244 defa okundu
İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü
34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul
Tel: +90 (212) 440 00 00
E-Mail: iubilgi@istanbul.edu.tr